• Şırnak14 °C
  • Batman17 °C
  • Diyarbakır19 °C
  • İstanbul18 °C
  • Ankara18 °C

Şehzade Demir / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Avrupa'nın İslam'ı doğurmasına mani olmamalıyız

01 Nisan 2017 Cumartesi 17:09

Referandum yaklaştıkça suni stratejiler ve suni söylemlerde de ciddi bir artış söz konusudur. Bu yapay politikaların gelecekte ülkeye, topluma, iç ve dış stratejilere ciddi zararlar vereceği görülüyor. Gerçekçi olmayan, getirisi seçimle sınırlı, ancak gelecekte ve büyük fotoğrafta götürüsü çok daha büyük bu politikalardan kaçınılması gerekir.

Bunun bir örneğini Avrupa ile yaşanan gerginlikte ve buna yüklenen politikada görmekteyiz. Her seçimin arifesinde yaşanan, hinterlandı seçimle sınırlı, devamı olmayan politikalarla seçmeni dizayn etme girişimleri her zaman doğru değil maalesef. Bu tür girişimler, bir noktaya kadar anlayışla karşılanabilir. Ancak Avrupa ile yaşanan gerginlik, çok keskin bir politikadır. Komplikasyonları da derin ve sınırlarımızın çok ötesinde olacaktır.

Peşinen belirtelim, Avrupa ile 60 yıldan beri girilen süreçten hiç hazzetmiyoruz. Bilakis, ilk günden beri bu sürecin akim olduğunu, sonuç alınamayacağını, onların bizi kabul etmelerinin mümkün olmadığını, bu millete, bu inanca, bu değerlere dost olmadıklarını hep söyledik. Aynı noktadayız. Ancak bugün, Avrupa ülkeleri ile yaşanan ve bilinçli olarak her gün biraz daha tırmandırılan gerginliğin zamanlama, format, üslup noktasında ağır tahribatlara neden olacağını görebiliyoruz.

Gerdirilen ilişkilerin sadece hükümetler düzeyinde kaldığını düşünüyorsak ciddi bir yanılgı içindeyiz demektir. Zira hükümetler arasında siyasi olarak her zaman gerginlikler, sorunlar yaşanır. Bu durumlar, siyasi ilişkilerin geleneklerindendir. Bunun yadırganacak bir yanı yoktur. Gerginlikler bir müddet devam eder, sonra birileri araya girer ve tatlıya bağlanır. Ancak Avrupa ile şu an yaşananlar çok farklıdır. Tepki tepkiyi doğurmaktadır. Bütün Avrupa ile ciddi bir gerginlik bilinçli olarak tırmandırılıyor. Avrupa'nın tamamını kuşatan, kin, nefret ve nihayetinde şiddeti tevellüt eden bir siyasetten söz ediyoruz.

Avrupa'da İslam ümmetinin kadim bir tecrübesi vardır. 500 Milyon dolayında nüfusa sahip kıtada %5 hatta 6'ya yakın bir Müslüman kitle yerleşik durumdadır. 20-25 milyonluk bir potansiyel. Avrupa'yı bilenler bilir,  Osmanlı imparatorluğunun mirasçısı olması hasebiyle Avrupa'da Türkiye, bir anlamda İslam alemi manasına gelmektedir. Dolayısıyla yaşanan gerginlik, Türkiye ile yaşanan bir gerginlik değil, İslam dini ve İslam ümmeti ile yaşanan gerginlik demektir.

Avrupa'nın Hitler, Mussolini gibi tiranlar doğurmuş, milyonlarca insanın canına mal olmuş çok hassas etnik, dini, Hıristiyanlık dahi olsa mezhebi hastalık ve yaraları vardır. Bu hassasiyetler maalesef daha kabuk bile tutmamıştır. Yaşanan gerginlik, oradaki Müslümanlara kin, düşmanlık ve nefret olarak geri dönmektedir. İslamofobide, son gerginliklerle ciddi bir patlama meydana gelmiştir. Müslümanlara, kutsallarına, işyerleri ile evlerine saldırılarda ciddi bir artış vardır. İslam ümmetinin orada asırlardan beri elde ettikleri kazanımlarını büyük bir tehlikeye atıyoruz. Meseleye bu cihetle bakıldığında belki vehametini biraz olsun anlarız. Avrupa hükümetleri her türlü düşmanlığı hak ediyor olabilir. Ancak oradaki kardeşlerimizi onların ateşinde yakmak ne anlama geliyor bilmiyoruz. Hükümetlerle ilişkiler onarılabilir. Ancak toplumsal kırılmanın telafisi yoktur.

Avrupa'dan vaz geçeceksek ki bize göre mutlaka vazgeçilmelidir, bunun yolu bu değildir. İngiltere gibi bir referandumla veya bir meclis kararı ile bu süreç bitirilebilir. Bu yapılırken tüm kıtayı düşman edecek, 20 milyon müslümanın kazanımlarını tehlikeye atacak bir dilin kullanılmasına hiç gerek yoktur. Avrupadaki Müslümanlar, büyük bir güçtür. Oranları hızla artmaktadır. Avrupayı Müslümanlaştıracak olan da onlar olacaktır. Bu gündelik politikalarla oradaki İslam gücünün bekasını büyük tehlikeye atacağımıza, 20-30 yıl sonrasına yatırım yapmalı, oradaki dindaşlarımızı organize edip asimile olmalarına mani olmalı, değerleri ile ayakta kalmalarını sağlayacak akılcı politikalar geliştirebilmeliyiz.

Bütün eksiklerine rağmen Avrupa'daki İslami alt yapı, ümmetin kazanımıdır. Büyük bedellerin ve asırların semeresidir. Ümmetin bu kazanımını yanlış bir “seçim politikası” na kurban etmenin bir anlamı yoktur. 

Bu yazı toplam 462 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
  • Yavuz: Ne felaket tellallığı ne de hamaset kolaycılığı
  • Erdoğan ABD'nin Türkiye'yi tehdit ettiğini açıkladı
  • "Kur’an kurslarımızı önemsiyor, yıl boyunca devam etmesini istiyoruz"
  • Öldürülen PKK'li tartışmalı belgeselde rol almış
  • 18 yıldır evlat hasreti çeken anne hayata gözlerini yumdu
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Cizre Medya Medyadaki Gözünüz! | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA