• Şırnak12 °C
  • Batman13 °C
  • Diyarbakır13 °C
  • İstanbul17 °C
  • Ankara8 °C

Emin Güneş / Hukukçu/Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

İmtihan şuurumuzu Kaybetmemek

04 Nisan 2014 Cuma 14:35

Dünyaya imtihan için geldiğimizi söyler dururuz. İmtihanın sabır ve sebat gerektirdiğini biliriz. Açıkça neyle imtihan edildiğimiz bize Rabbimiz tarafından bildirilmiştir. İçinde bulunduğumuz imtihanın geçmişteki misallerine vakıfız. Buna rağmen metanetsizlik, sabırsızlık, acılara dayanıksızlık ve bunların doğurduğu sarsıntılar maalesef yakamızı bırakmıyor. Bir kısmımız belayı bal bilerek sabrederken bir kısmımız zehir içmişçesine sarsılıyor. En sabırlımızın dahi çevresindeki sabırsızlar tarafından nispeten sarsıldığını görüyoruz. 

İnsanların ekseriyetinin imtihanını dünyevi varlıklarla, mansıplarla, makamlarla, zafer sarhoşluklarıyla kaybettiğini bilir, bilmekle kalmaz birbirimize anlatırız. Mevkilerin makamların zenginliklerin azgınlık nedenleri olabileceğini örnekleriyle biliriz. Buna mukabil zorlukların sıkıntıların sabırla ve metanetle aşıldığı takdirde umulmadık kazançlara sebebiyet verdiğini biliriz. Ama gel gör ki, bu bildiklerimizi nefsimize kabul ettirmekte zorlanırız. Çünkü nefis nankördür, çoğu zaman şeytanın işbirlikçisidir. Adı üstünde “Azgın” nefis hep varlıkla azmak peşindedir. Kimi varlık imtihanından geçemezken kimi de yokluğa sabretmeyerek sınıfta kalır. Varlık-yokluk sınavında başarının sırrı sabırdadır. Her iki halde de sabırsızlık imtihanı kaybetme nedenidir. Bizler Rabbimizden dünyada ve ahirette güzellikler beklerken güzelliğin sırrının sabırda olduğunun şuurunda olmalıyız. 

İçinde yaşadığımız bu dünyadan SAĞ çıkan yoktur. Dünya yolculuğumuzun mecburi olduğunu ihtiyari olmadığını biliyoruz. Her nefes alış verişimizde bir adım atmışçasına yol aldığımızı biliriz. Cennetin sadece bir tek, ancak cehennemin sayısız yolunun olduğunun bilgisine sahibiz. Cennet yolunun resullerin, şehitlerin, amil âlimlerin, muttakilerin yolu olduğunu, uzun, engebeli, yokuş, dikenli ve badirelerle dolu olduğunu biliriz. Ancak karşılaşılan ilk badirede “nerden bu yola girdik” diye hayıflanmak giderek insanı yoldan çıkarmaz mı? Yoldan çıkmak başka bir yola girmek değil midir? Cennetin yolundan çıkanın gireceği yol sadece cehenneme götürmez mi? Bunda şek ve şüphe var mıdır? 

Salih bir Müslüman uzun yıllar boyunca gece ibadetlerine devam eder. Gece namaz ve niyazlarını sürdürürken şeytan ona şu telkinde bulunur: “ Yıllardır gece namazlarına kalkıyor, ibadet ediyorsun. Söyle bakalım eline ne geçti. Ne kazandın.” Adamcağız şeytana uyar ve o gece namaza kalkmaz. Rüyasında kendisine şöyle denilir: “Her gece Rabbine ibadet ve itaatten daha büyük kazanç var mıdır? Bu nimet kaç kişiye nasip olmuştur. Bundan daha büyük hazine var mıdır?” deyince adam kalkar ibadetine devam eder. 

Kuşkusuz cennet çok büyük bir nimettir. Herkesin nihai hedefi ve varmak istediği yerdir. Ancak bu yolun yolcusu olmak tek başına bir nimet değil midir? O yolu bulabilmek, zorluklarına rağmen o yola koyulmak, bıkmadan, yorulmadan yürümek az bir nimet midir? Hem hidayet üzerinde olacaksın, hem insanları hidayete davet edeceksin, hem de içinde bulunduğun nimetten gafil olacaksın. Bu ne büyük bir şuursuzluktur. 

En büyük yanılgımız cennetin yolunu da cennet gibi zannetmektir. Öyle olsa hiç cehenneme giden olur mu? Aksine bu dünyada cehenneme giden yollar, “cenneti”; cennete giden yol ise “cehennemi” andırmaktadır. Bizi zifiri karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan gözümüzün nuru Kur’an- Kerim’deki yol işaretlerine bakmaz mısınız? Hani azgın kâfirler içinde bulundukları refahı, servetlerinin bolluğunu gerekçe göstererek “Allah bizi bu dünyada nimetlendirdiği gibi öbür dünyada da ödüllendirecektir”. Yoksa biz de bu aldanmışların aldatmalarına aldanacak mıyız? Hayır asla! 

Onlar ancak bu şekilde birbirlerini aldatabilirler. İçinde bulunduğumuz sıkıntılı hali bir mağlubiyet, kendi azgınlıklarını zafer görerek bize gülenlerin haline biz acımalıyız. 

Urfa’ya ilk belediye otobüsleri geldiği günlerde otobüse ilk kez bindiğim günü hatırlıyorum. Durağa gelen, gideceğimiz mahallenin otobüsü doluydu. Eyyubiye otobüsü de boştu. Arkadaşım bana “Gel bu otobüse binelim bak bütün koltuklar boş, istediğimiz koltukta keyfimize göre otururuz” demişti. Ben “Ama o bizim mahalleye gitmiyor” dediğimde o da “Ama öbüründe de oturacak boş koltuk yok” demişti. Ben o günü hatırladıkça gülerim. Şimdi de cehenneme giden otobüste koltuklara kurulanlara gülesim geliyor, ama gülemiyor, acıyorum. 

 

Bu yazı toplam 864 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
  • Yavuz: Ne felaket tellallığı ne de hamaset kolaycılığı
  • Erdoğan ABD'nin Türkiye'yi tehdit ettiğini açıkladı
  • "Kur’an kurslarımızı önemsiyor, yıl boyunca devam etmesini istiyoruz"
  • 18 yıldır evlat hasreti çeken anne hayata gözlerini yumdu
  • Öldürülen PKK'li tartışmalı belgeselde rol almış
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Cizre Medya Medyadaki Gözünüz! | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA