• Şırnak39 °C
  • Batman41 °C
  • Diyarbakır40 °C
  • İstanbul29 °C
  • Ankara36 °C

Edip Akar / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kafdağı’ndaki anka kuşu: Hizbullah

24 Haziran 2014 Salı 12:16

Türkiye’nin Hizbullah gerçeği ile ilgili tasavvuru, Kafdağı veya Anka Kuşu kadar bir bilgi kırıntısından öteye geçmeyen birçok yazarımız var. Hatta bilgisi efsaneden öte gerçeğe yakın olan neredeyse yok gibidir. En allame olanları dahi ilim deryalarının ana debisini ya devletin istihbarat kaynaklarından ya da “ağzı olan konuşuyor” kabilinden sayfayı doldurma telaşındaki medyadan sağlamaktadır.

 

İstihbarat görevlileri yıllarca çözemediği kara kutu Hizbullah hakkındaki raporu, hazırlama mecburiyetinden dolayı yalan yanlış bilgilerle doldururken; medya ise ya ilginç haber hevesinden ya da düşmanlığından “aksiyon-polisiye” romanlarından esinlendiği senaryoları servis etmişlerdir.

İstihbarat birimlerine bir diyeceğim yok. Neticede emir kullarıdırlar. Onları kulluk ve kolluklarıyla baş başa bırakıyorum. Dünya gündemini abluka altına alan Siyonist medyanın yerli cücelerine de karışmayacağım. Çünkü İslam düşmanlarının Müslüman kişi veya yapılar için olumlu bir haber-yorum yapmaları yapıtaşlarına aykırı olur.

Sorunumuz, aslında kendilerini hiçbir zaman sorun yapmama görüşünde olduğumuz bizim mahallenin yazarlarıyla… “Ya hayır konuş ya da sus” prensibinden, “Susmak cahilin örtüsüdür” kaidesinden, “Sus ki adam sansınlar” öğüdünden hatta “bilmemek ayıp değil, yeter ki çaktırma” esprisinden dahi habersiz olan İslamcı yazarlarımız var.  Bu arada kısaca belirteyim: “Bizim mahalle” ve “İslamcı” tabirlerini hüsn-ü zannımdan kullanmış bulunmaktayım. Dostların, “bunun neresi İslamcı, nerden bizim mahalleden oluyor”  diye homurdanmasına gerek yok. Neticede aynı camide namaz kılıyoruz. Herkes hesabını Allah’a verecek. Elimizde “imanmetre” diye bir aletimiz de yok.

Şimdi bu İslamcı yazarlarımız düzensiz aralıklarla bölge Müslümanları ile ilgili yazılar yazıyorlar. Ancak hep başkasının önyargılarını öne sürüyorlar.  Yargısız infaz yapmayanlar bile yalancıların sözleriyle oluşan olumsuz algı çerçevesinde yargılıyorlar.

Bir “90’lı yılar” ve “geçmişte “ teranesi dönüp duruyor. Sanki üzerinden Nuh Tufanı geçmiş de tüm deliller sır olmuş. Hizbullah denince Anka Kuşundan bahsedilmiş gibi garip garip araştırmalar yapıyorlar. Hatta ne Ankası yedi başlı canavar desek daha doğru olur. Oysa kendisi de şahittir ki; tanıdığı kadarıyla Hizbullah mensupları kadını-erkeğiyle çevresinde güzel ahlakı ve zararsızlığı ile tanınır. Tabi garibim yasak çekinceler sebebiyle kendisini farklı sıfatlarda tanıtmamışsa…

Tanıdığı zaman da değerli analizcimiz “aslında bunlar iyi de, diğerlerinin niyetleri kötü” yaklaşımına tutunuyor. Şahsen şahidim ki; her kim bir Hizbullah mensubunu tanımışsa o mutlaka iyidir ama “o diğerleri” hep kötü kalıyor. O diğerleri var ya o diğerleri… İnsanın aklına “insan bilmediğinin düşmanıdır” sözü geliyor. Bölgede yaşananları ayrıntılarıyla anlatsan da, delillerle beraber adamı ikna etsen de bilinçaltındaki propagandanın etkileri silinmiyor.

Tavuklardan korkan biri varmış. Kendisini yiyeceklerini sanıyormuş. Tavukların kendisini yiyemeyeceğini aksine kendisinin onları yiyebileceğini ikna edene kadar anlatmışlar. Ancak adam hala tavuk görünce tırsarak geçiyormuş. “Tavukların seni yiyemeyeceğini hala anlamadın mı?” deyince de; “ben anladım da acaba tavuklar da bu gerçeği biliyor mu?” demiş.

İşte bu şekilde gerçekler açıklanıp ikna edilmelerine rağmen ezberlerinden şaşmayan bu yazarlar, ikide bir camiayı töhmet altında bırakan yazılar yazıyorlar. Hâlbuki yapılması gereken; masa başında oturarak her bilgiyi Google amcadan sormak değil sahaya inip insanları bir de kendi dilinden dinlemekti.

Eller birbirini tanıyıp halka tanıtmak için el el, dal dal hatta dağ dağ dolaşırken bizim mahallenin araştırmacı(!) yazarları en ulaşılmaz sanılan bilgileri almak için bir alt komşularına inme zahmetinde bulunmuyorlar. Ve zaten kimsenin yazmadığı konuyu yazmaya kalkınca da yüzde ellisi yanlış bilgiler oluyor. Ardından tıpkı kahve edebiyatında olduğu gibi “beni bir sen anladın, sen de yanlış anladın” durumuna düşüyorlar. Bize de mecburen düşeni kaldırmak kalıyor. Sövmeden, tekmelemeden, elinden tutarak anlatmak gerekiyor. Tabi elini uzatana…

 

Bu yazı toplam 852 defa okunmuştur.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
  • Öldürülen PKK'li tartışmalı belgeselde rol almış
  • Yavuz: Ne felaket tellallığı ne de hamaset kolaycılığı
  • "Kur’an kurslarımızı önemsiyor, yıl boyunca devam etmesini istiyoruz"
  • "Kurban; itaatin, teslimiyetin, fedakârlığın sembolüdür"
  • 18 yıldır evlat hasreti çeken anne hayata gözlerini yumdu
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Cizre Medya Medyadaki Gözünüz! | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0000 000 00 00 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA